Trabzonspor'un efsanevi teknik direktörü Ahmet Suat Özyazıcı Aksiyon’a konuştu. Ona göre Trabzonspor, şampiyonluğa henüz hazır değil.
Ahmet Suat Özyazıcı, Trabzonspor'a 1974-1984 yılları arasında altın çağını yaşatan isimlerin başında geliyor. İlk şampiyonluğuna İstanbul basınının 'tesadüf' dediği Bordo-Mavililer, dile kolay 10 yılda 6 şampiyonluk tattı. Bunların dördü Özyazıcı'nın, ikisi Özkan Sümer'in teknik yönetiminde elde edildi. 1984'ten bu yana Şenol Güneş yönetiminde şampiyonluğa 1996 ve 2005 senelerinde iki defa hayli yaklaşıldı ama olmadı. 1996'da eldeki kupa Fenerbahçe'ye ikram edildi adeta. Bu şokun atlatılması yıllar sürdü. Etkileri bugün hâlâ devam ediyor. Belki de şampiyonluk 2005'te de bu yüzden kaçırıldı. Sanki inancını ve ümidini kaybetmişti Trabzon. Önceki başarıların sebebi neydi? Sonrasında neden 22 yıl suskun kalındı? Yeniden altın çağ yakalamak mümkün mü? Yoksa o şampiyonluklar bir masal mıydı? Bütün bunları, Trabzon'u ve Trabzonspor'u en iyi bilen adam Ahmet Suat Özyazıcı'ya sorduk. 71 yaşındaki Hoca, 50 yılını verdiği futbola dair ilginç tespitlerde bulundu.
-Trabzon denince akla futbol geliyor. Şehir çocukluğunuzda da futbolla mı yatıp kalkıyordu? Futbolla Trabzon arasındaki ilişki nedir? Halk neden futbolu bu kadar seviyor?
Trabzonspor'dan önce de Trabzon'da futbola karşı çok büyük merak vardı. 1945'te 9 yaşındaydım. Trabzon'un lise takımı ve 'garnizon' dediğimiz Karagücü isimli askeriyenin takımı Türkiye amatör şampiyonalarına katılıyordu Trabzon birincisi olarak. Gayet iyi takımlardı. O zamanda da Trabzon'dan İstanbul'a giderek Galatasaray ve Fener'de top oynayan futbolcularımız vardı.
-Çocukluğunuzdan önce nasılmış, biliyor musunuz?
Trabzon futbola meraklı bir şehir. Herhalde biraz da başka yapacak bir şeyi yok. İç Anadolu'da güreşe merak vardır. Başka bir yerde atıcılığa. Karadeniz sahili daha çok futbolla ilgileniyor. Nedenini ben de bilmiyorum. O zamanlar çok kötü şartlarda, toprak sahada antrenman yapıyorduk. Sokakta koşuyorduk, profesyonelken dahi.

-Bu kadar sevilen futbol Trabzon'a ne verdi size göre? Yoksa çok şeyleri alıp götürdü mü?
Trabzonspor'un Türkiye ve dünyada tanınmasında Trabzon'a çok büyük katkısı var. O zamanlar belki de Türkiye'de bile haritada nerede olduğunu bilen insanlar yoktu. Bugün Avrupa'da Trabzon ve Trabzonspor nerededir biliniyor.
-Brezilya futbolda dünya devi ama gelişmiş ülkeler arasında adı geçmiyor? Futbol Trabzon'u avuttu mu yoksa?
Avutmadı. Trabzon Türkiye'nin uzak bir bölgesinde sanayii gelişmemiş bir yer. Türkiye'de sanayi zaten İstanbul ve İç Anadolu'da gelişmiş. Öyle bakmamışlar büyüklerimiz. Zengin olanlar İstanbul'da iş kurmuşlar.
-Türk futbolunda Anadolu için ne anlam ifade ediyor Trabzonspor?
Galatasaray, Fener ve Beşiktaş'ın dışında Trabzonspor'dan başka profesyonel ligde şampiyon olan başka takım yok.
-Ama şimdilerde durgunluk yaşanıyor?
Dünyada da böyle. Her takım her zaman şampiyon olmuyor. Trabzonspor duraklama döneminde. 2005'te kıl payı kaybetti.
FUTBOL BACASIZ SANAYİ
-Futbol afyon diyenlere ne söylersiniz?
Bana göre bir sanayi. Bacasız sanayi diyelim. Fabrika diyelim. Yüzlerce kişi takım sayesinde ekmek yiyor. Bu az bir şey değil.
-Futbolda sizin döneminize göre neler değişti? Bunların kıyaslamasını yapıyor musunuz zaman zaman?
Futbolda artık hız var. Geçmişten daha hızlı oynanıyor, daha çok pres yapılıyor. Dolayısıyla küçük takımlar da bu presin karşısında pek dayanamıyor. Onun için fiziği ve tekniğiyle her şeyiyle güçlü olan futbolculardan kurulu büyük takımların şampiyon olma şansı daha fazla.
-Peki dünyada futbol nereye gidiyor?
Dünya futbolu takımların birbirini oynatmamasına doğru gidiyor. Son dünya kupasında gördüğümüz o. Her takım rakibini oynatmıyor. Ben oynayayım da rakip beni durdursun demiyor. Oynatmayayım diye düşünüyor. Defansif prensipler ön plana çıkıyor. Gol yapma şansı azalıyor haliyle. Dolayısıyla farklı sonuçlar ortaya çıkmıyor. Tesadüfi ve duran toplardan atılan gollerle maç kazanılıyor. En son dünya kupası hiç hoşuma gitmedi. 1954'teki dünya kupasını da seyrettim. Daha sonrakilerini de televizyonların verdiği müddetçe seyrettik. Onlardaki şevki şimdi alamıyoruz.
-Türk millî takımının futbol anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk millî takımı Şenol Güneş zamanında iyi bir ivme kazandı.
-Almanya ve Brezilya örneklerindeki gibi millî takımın bir ekolü olmalı mı başarı için?
Sizin anladığınız anlamda anlamıyorum. Tek model diye bir olay yok. Futbolda top rakipteyken oynatmayacaksın, top sizdeyken oynayacaksın. Dünyada bütün takımlar bunu yapıyor. Kimisi çok sayıdaki müdafaa oyuncusuyla, kimisi forvet oyuncularını da müdafaaya katarak, kimisi müdafaa oyuncularını da forvete katarak oynamaya çalışıyor. Bütün mesele top rakipteyken ve bizdeyken ne yapacağız…
-Futbol verildiği önemi hak ediyor mu? Yoksa hayatın içindeki yeri gereğinden fazla mı büyütülüyor?
Türkiye'de gereğinden fazla büyütülüyor. Diğer branşlara bakıldığında futbol ön planda. Futbolda dönen para piyasada dönmüyor. Avrupa ile millî gelir bazında kıyaslandığında Türkiye'de futbolculara çok para veriliyor.
-Türkiye'de neden futbola gereğinden fazla önem veriliyor?
Herkes çıkar sağlıyor bundan. Lokantacı da, otobüsçü de, köfteci de… Maç günü bakın. Köftesini, simidini alıyor, arabalara biniyor herkes.
-Futbol size ne kazandırdı; maddeten, manen?
Futbol amatörlük dönemimde benim için bir zevkti. Daha sonra zevki para kazanmakla birleştirdim. Hem para kazanıyorsun, hem de sevdiğin işi yapıyorsun. Güzel bir şey değil mi?
FUTBOLUN KAZANDIRDIKLARINDAN MEMNUNUM
-Size çok büyük maddi getirisi oldu mu?
Bana kazandırdıklarından ben memnunum. Beni Trabzon'da belki çok az adam tanırken şimdi Türkiye ve dünyada tanınıyorum.
-Teknik direktörlüğünüz döneminde dünyada kimlerden etkilenmiştiniz? Hangi futbol anlayışı sizin için ön plandaydı?
Daha çok İngiliz futbolundan etkilendim. Çünkü Karadeniz insanı da İngilizler gibi mücadeleyi seviyor. Uygulamaya çalıştığım İngiliz futboluydu.
-İngiliz futbolunun size cazip gelen özellikleri neler?
İkili mücadeleleri çok iyi yapıyorlar. Daha çok yüksek ve uzun topla oynarlar. Bire bir mücadelelerde tabiri caizse kafasını gözünü topa koyarlar. Karadeniz insanında da bu özellikleri gördüm.
TRABZON AMATÖRKEN DE TÜRKİYE ŞAMPİYONU İDİ
-Başarınız bu oyun sisteminden mi geliyor?
Tek ona bağlamıyorum. O nesildeki futbolcular da çok önemliydi benim için. Dönemin futbolcuları ve yöneticileri kaliteliydi. Trabzonspor daha bu kadar duyulmamıştı ama halk her şeyiyle takımının yanındaydı. Futbolcu canla başla oynuyor, yönetici canla başla çalışıyor, antrenör de öyle; halk da bütünleşmiş. O kuşağı bir daha bulamazsınız.
-Başarının başka sebepleri de var mıydı?
Yalnız o değil. Teknik adam, futbolcuların 10'da dokuzu ve yöneticilerin tamamı Trabzonlu idi. Birbirini tanıyan, bilen; derdinden, sıkıntısından anlayan insanlardan oluşan bir ekip düşünün.
-Bu özelliklere sahip başka bir Anadolu takımı yok muydu?
O özelliklere sahip hiçbir takım yoktu.
-Futbolcunun, teknik kadronun ve yönetici kadrosunun aynı şehirden olması başarıyı bu kadar fazla etkileyebilir mi?
Kaliteli bir kuşak da geldi diyorum. Profesyonellik 1959'da geldi Türkiye'ye. Ama Trabzonspor 1966'da kuruldu. Trabzonspor profesyonel olmadan önce de Türkiye şampiyonuydu zaten. Ben o zamanlar hem futbolcu, hem antrenör hem de takım kaptanıydım. Karadeniz ve özellikle Trabzon futbolu seviyor. Seven de çoğu zorluklara katlanır. O zorluklardan da başarı çıkar.
-Başarılar neden bitti sonra?
İşte bahsediyorum; Trabzonlu kaç tane futbolcu var takımda? Şampiyon olmuş takımda 9, 10 tanesi Trabzonlu idi. Trabzon'un kadrosunda kaç tane Trabzonlu futbolcu oynuyor direkt? İki tane sayarsınız, Fatih Tekke vardı, üç. O zaman, bu kadar çeşitli milletlere mensup insanların hep aynı şeyi düşünmesi mümkün mü?
- Tıpkı önceki yıllardaki bir kuşak yakalansa başarı yeniden gelecek mi? Futboldaki değişme ve gelişmelerin hiç mi etkisi yok?
Gelir ama zaman lazım. Trabzonspor bu yıl çok sayıda oyuncuyu kiralık verdi, oyuncu kiraladı. 8-9 futbolcu transfer etti. Bu kadar değişen bir kadro ile kısa zamanda takım oyunu kurmak ve şampiyon olmak mümkün değil. O zaman Trabzonspor'un zamana ihtiyacı var. Alınan futbolcular kötü değil. Öyle yerlere alındılar ki, aynı mevkide üç tane iyi adam var. Başka bir mevkide bir tane kötü adam var. O kötü adam mevkisinde tek olduğu için oynuyor, aynı mevkideki üç iyi adamdan ikisi yedek kalıyor. Oyuncuların kalitesinin kadroya dağılışında bir yanlışlık var. Galatasaray geçen sene şampiyon oldu. Kaç tane futbolcu almıştı? Fenerbahçe kaç tane aldı? Bir iskelet muhafaza edilecek. Noksan olan yerlere kaliteli oyuncular alınarak takım oluşturulacak.
-Şimdilerde de bütün futbolcular Trabzon'dan olmak zorunda mı?
Trabzon artık dünya takımı. Bana sorarsanız çoğunluğu yine Trabzonlu olmalı. Ama kesinlikle yurtdışından topçu alınmasın demiyorum. Güçlü bir kadroyu Trabzon'dan yapamıyorsa, yurtiçinden yurtiçinden de yapamıyorsa yurtdışından federasyonun tanıdığı kontenjan kadar adam alacaksınız. Ama yabancıyı direkt oynayacak kadar iyiyse almalıyız. Değilse almayalım.
-Şu anda yetişme çağında bir evladınız ya da torununuz olsa ona futbolcu olmasını tavsiye eder misiniz?
Bu iş tavsiye ile değil; kabiliyet ve sevmekle olur. Çok ana baba oğlunu futbolcu yapmak istedi. Hiçbiri olamadı. O çocuğun, hangi spor dalı olursa olsun, o dalı sevmesi lazım. Bir kere sevecek; zaman ayıracak; kabiliyeti varsa da olacak. Onun dışında, git oğlum futbol oyna, futbolda çok büyük para var, adamlar iki trilyon kazanıyor, sen de dört sene sonra iki trilyon kazanırsın diye bir şey yok.
-Kabiliyetli olsaydı ne derdiniz evladınıza?
Teşvik ederdim. Oynama der miyim? Futbolun içinden gelmiş, 50 yılını futbola vermiş bir adamım. Sevmesek o zorluklara katlanır mıydık? Bugünkü imkanlar da yoktu. Üç günde otobüsle gittiğimiz deplasmanlar vardı. Şimdi özel uçakla bir, bir buçuk saatte gidiyorlar.
-Trabzon şampiyonluğa hazır mı?
İki yıl önce Trabzonspor'un kaybettiği şampiyonluk var. İkinci oldu. Düşünüyordum ki, o takıma kaliteli iki-üç futbolcu takviyesi yapılırsa bu yıllarda şampiyon adayı olur. Baktım ki o kadro dağıldı. Yeni bir kadro yapılıyor şimdi. Bu kadro için sabır lazım. Birkaç yıl içinde Trabzonspor'un şampiyon olacağını sanmıyorum. Alınan bu kadroyu bu sene seyredelim, bakalım ne yapacaklar?
-Son zamanlardaki başarısızlıkta Trabzonlu işadamlarının takıma yeterince sahip çıkmamasının rolü de var mı?
Trabzonspor'a eskisi gibi işadamlarının sahip çıkmasına gerek yok. Bilen adamlar olsa yeter. Eskiden kazandığı paradan çok daha fazlasını şimdi kazanıyor. Yandan gelecek paraya çok ihtiyacı yok. Ama kazandıklarının iyi kullanılması önemli. O paraları boş transferlere harcarsanız bir işe yaramaz tabii ki.
BÜYÜK TAKIMSANIZ YILDIZINIZ OLACAK
-Trabzon ekip ruhuyla şampiyonluklar yakalayan bir takım. Önceleri Hami, sonra da Fatih Tekke'nin ismi takımın önüne bile geçer oldu. Bu takımı nasıl etkiledi? Sizce Tekke'nin satılması doğru muydu?
Büyük takım olacaksanız as futbolcularınızın olması lazım. Onların da takım oyununa uyması lazım. Başka türlü büyük takım olamazsınız. Gökdeniz, Fatih olmasaydı belki bu sonuçlar da alınamazdı. Fatih'in satılması doğru mu yanlış mı tartışılır. Bana göre doğrudur. Bir sene sonra mukavelesi doluyordu. 23 yaşını bitiren mukavelesi biten topçular bedava gidiyor. Fatih, bildiğim kadarıyla yeni mukaveleye yanaşmadı. Manası seneye Trabzon'da kalmam. Yönetim akıllı iş yapmıştır. 7,5 milyon Avro çok büyük bir paradır. Fatih'ten alınan para ondan çok daha faydalı olabilecek oyunculara harcanabilir. Bu parayla kaliteli en az üç dört futbolcu alınabilir.
-Gelelim Yattara olayına. Neden ilk 11'de oynatmıyorlar? Siz oynatır mıydınız?
Antrenörün tasarrufuna bağlı. Bana sorsanız futbolun bir yanı da şovdur. Seyirci yalnızca maçı kazanalım diye gelmiyor. Maça geldiğinde kaliteli futbol görmek istiyor. Yattara'yı çok beğeniyorum. Manası oynatırım demektir. Nasıl oynatırdınız derseniz, üç oyuncu değiştirme hakkı var. Devamlı Yattara ile başlarım. İyi gittiğinde çok iyi götürüyor; kötü gittiği zaman da çok kötü. Kötü giderse alırım dışarı. Trabzon'un attığı gollerde Yattara'nın hissesi var. Bu demek değil ki Yattara aldığı topların hepsini iyi kullanıyor. Yüzde 50'sini bile iyi kullansa yine Trabzonspor için çok iyi şeyler yapıyor. -Aksiyon'a verdiği mülakatta Real Madrit'te oynamak istediğini söylüyor Yattara. O kapasite var mı kendisinde?
Burada yanındaki adamlara göre oynuyor. Real Madrit'e gitse o şartlarda idmanlar yapacak. Ona göre kendini hazırlayacak ve oynayacak. Oynar. Benim için yetenekli futbolcu. Onun gibi üç dört tane daha iyi futbolcu var Trabzon'da. Ama yetmiyor.
-Dilerseniz şu bordo mavi renklerin tercih edilmesine de bir açıklık getirelim aracılığınızla.
Bordo Mavi'nin hikâyesi şöyle. Birleşerek Trabzonspor'u oluşturan takımların renkleri olmayacaktı. Yani kırmızı-beyaz renk, yeşil-beyaz ve sarı-kırmızı olmayacak. Arayış sonunda bordo mavi bulundu. Daha önce siyah mavi düşünüldü. Ama o da Karadeniz Teknik Üniversitesi'nin rengiydi.
-Aston Villa'dan esinlendiği de söyleniyor?
Aston Villa'nın rengi diye alınmadı. Açık mavi ve koyu bordo birleşen hiçbir takımda yoktu.
BENİM İŞİM YAZARLIK DEĞİL
-Futboldan tamamen ayrılmanızın sebebi neydi?
Yaş. Mademki devlet 65 yaşına gelenleri emekli ediyor; ben de kendi kendimi emekli ettim. Hiç kimseye kırgınlığım dargınlığım yok benim.
-Ulusal gazetelerden yazma teklifleri geldi mi hiç?
Çok geldi ama yapmadım. Zaman zaman size olduğu gibi beyanat veririm o kadar. Herkes kendi görevini yapacak. Gazeteci ise gazeteciliğini yapacak. Futbolsa futbolculuğunu yapacak. Benim işim yazarlık değil.
-Federasyondan görev teklifi gelmiş miydi?
Yıllarca onlar da teklif ettiler. Hiçbirine gitmedim. Millî takımı teklif ettiler iki üç defa gitmedim. Trabzonspor varken, oraları tercih etmedim. Hem Trabzonspor'u, hem millî takımı çalıştırmak da mümkün değildi.
-Antrenör olarak üç büyüklerden teklif adlınız mı?
Beşiktaş'tan gelmişti. Ama futbolculuk hayatımda üç büyük takımdan da teklifler aldım.